Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Tilkilik’te  Zaman  Dillense

Emin Baltaş
Geçtiğimiz ay, delikanlılık ve gençlik yıllarımı yaşadığım, İzmir’imizin en eski semtlerinden ‘’Basmane’’ ve çevre mahallelerinde biraz gezindim. Bazı nostaljik anı ve hatıralarımı canlandırmak, bölgedeki dostlarıma selam vermekti amacım. Ama inanın şok oldum.

1974’den,  2000 ‘li yıllara uzanan tarihler arasında yaşadığım güzel anılarım, siyah-beyaz bir sinema şeridi gibi geçti gözümün önünden. Yaklaşık 40 yıllık bir geçmişim olduğundan, bölgedeki insan profilinin değişeceğini zaten biliyor, hissediyordum. Ancak, yeni oluşan semt ve sosyal yapının mevcut tablosu inanın beni çok üzdü. Bambaşka bir Mezarlıkbaşı, Keçeciler, Hatuniye, Tilkilik, Dönertaş ve Altınpark gördüm.  Güzel diyebileceğim bir tek tablo, yüzyıllardır kaderine terkedilmiş, İzmir’in sembolü ‘’Agora’’ antik harabelerinin gün yüzüne çıkarılmış olmasıydı. Sanıyorum bu da, Büyükşehir Belediyesinin, uzun ve özverili çalışmaları sonucu, ağır mali bedeller ödeyerek gerçekleştirdiği  bir güzellik oldu.

Antik çağlardaki  Smyrna’nın (İzmir’in), ana giriş kapılarından biri olan,  ‘’Çorakkapı’’ Camii’nden ve Altınpark’tan başlayan,  Konak ‘ta, Hasan Tahsin meydanında, denizle buluşuncaya dek devam eden, ‘’Anafartalar caddesi’’,  çok değişmiş. 9 Eylül’de, İzmir Hükümet konağına Türk Bayrağını asan Kuvva-i Milliye’cilerin şehre giriş yaptığı, bu anlamda ‘’özel’’ bir önemi olan bu cadde, başka bir şehir değil, bambaşka bir ülkeye dönmüş. Özellikle, Mezarlıkbaşı kavşağından sonraki bölüm, gerçekten içler acısı.

Antik değerinden dolayı, ‘’Polis Müzesine’’ dönüştürülen Anafartalar karakolu, koruma kurulları sayesinde ayakta kalabilmiş, ancak sırasındaki ‘’Allemeoğlu’’ Hanı tarihe direnememiş. Hemen yanındaki, Osmanlı’dan kalma ‘’Lale Hamamı’’, caddeye bakan bazı kısımlarını kiraya vererek yaşama direniyor.  Devamındaki Fırıncı Sami ve Doğan Abilerin ekmek fırını kapanmış. Binanın yarısı ‘’gizlice’’ yıkılmış  ama, Anıtlar Kurulu görünce yıkımı durdurmuş. Bir harabe şeklinde dört-duvar duruyor. Devamında,   yine  Karadenizli bir ailenin, Besim Amca’ların fırını,  Suriye’lilerin fırını olmuş.  Sadece, karşı sırasındaki  Laz Nazmi’nin fırını hala çalışıyor. Bu işletme de, Konak Belediyesi ve Fırıncılar Odasının  maddi desteği ile, Anıtlar Kurumunun onayladığı projeye göre yenilendiği için hizmet verebiliyor.  Bitişiğindeki Vatan Oteli, günlük müşterilere hizmet veren, turistik otel olmuş. Hemen yanındaki, bir dönemler İzmir’in sembol restoranlarında biri, ‘’Asmaaltı Meyhanesi’’, Suriye’lilerin ve kağıt-karton toplayıcısı geri dönüşümcülerin birahanesine dönüşmüş.

Bir dönemler, İzmir siyasetinin kalbinin attığı tarihi ‘’Uşak-Söke Oteli’’ de, tarihi ve mistik kimliğini koruyamamış. Atatürk’ün, 5 yıl evli kaldığı Latife Hanımın ailesi, ‘’Uşakizadelerin’’ sahibi olduğu, tarihte çok önemli işlevi ve hizmetleri olan otel, varisleri tarafından,  modernleştirmek adına, tarihi dokusu bozulmuş. Pazarlamacı ve Arap turistlerin konakladığı, Yıldızlı otele dönüşmüş.  Uzun yıllar işletmeciliğini  ‘’Muhtar’’ Saim Saatçıoğlu’nun yaptığı eski Uşak-Söke oteli, İzmir’in önemli siyasetçi ve yazar-çizerlerinin uğrak yeri idi. Meşhur, ‘’TİLKİLİK EKİBİNİN’’ merkezi konumundaydı  bu otel. Bir dönem İzmir milletvekilliği de yapan Ferhat Aslantaş, Kıbrıs gazisi Metin Göl,  ayni cadde üzerinde Otel işletmeciliği yapan Hasan Ali Aksu, Fırıncı  Nedim  Kolat, Kahvehane işletmecisi Ali Ulvi  Hiçyılmaz,  Gültepe’li muhtar ‘’Fötr  Mehmet’’, eski Balçova Bld. Başkanı Saim  Katırcıoğlu gibi, o yıllarda, şehrin ‘’kanaat önderleri’’  sayılan  İzmir’lilerin, sosyo-ekonomik meselelerini tartıştıkları, hatta gündemi belirledikleri bir mekandı. Akşam saatlerinde ise, ‘’Demokrat İzmir’’ gazetesindeki mesaisinden çıkmış, kolunda çantası asılı, ağır ve ‘’mağrur’’ adımlarla, duayen gazeteci Yaşar Aksoy  hocamız katılırdı meclise. Zaman-zaman  beraberinde, Semih Eryıldız, Emre Kongar, Ahmet Taner Kışlalı gibi dostlarıyla birlikte gelirdi. Muhtar Saim’in, resepsiyon’un arkasındaki küçük odasında, çilingir sofrasında, hem demlenir- hem de engin sohbetlerini sürdürürlerdi.  Sayın Deniz Baykal’ın, parti içinde, ilk muhalefet hareketini birlikte başlattıkları, İzmir Milletvekili Süleyman Genç de, zaman-zaman katılırdı bu meclise.

Gençlik Kollarından ve İzmir Halkevinden arkadaşlarım, Hüseyin Saatcıoğlu, Nedim Yaşar Gürsoy, Necmettin Allameoğlu ve sokağın Kasap’ı Mustafa Karaoğlu ile beraber bizlerde, Asmaaltı restoranın karşısındaki, sünnnetlere ve düğünlere üstü açık taksi kiralayan ve ayni zamanda muhitte birahane işleten Taksici Asil’in mekanında biralama yapardık.  Meşhur ‘’Tilkilik ‘’ ekibinden geriye maalesef hiçbir eser ve kimse kalmamış.  Kalan varsa bile, darma-dağın olmuşlar.

Bir dönemin İzmir’ini,  siyasi ve ticari çalışmalarıyla yönetmiş,  işadamı Orhan Görücüoğlu, Altınordu Spor kulübünün efsane başkanlarından Rasih Öztürk ve yine İzmir’in gelişiminde harcı ve katkısı olan ‘’Aran’’ ailesini yetiştiren ‘’Basmane’’  semti, tanınmayacak kadar değişmiş.  Dönertaş’taki,  Hatuniye Camii’nin bahçesi ve yanındaki küçük park, mülteci kampı gibi. Oteller ve işyerlerinin üst katları kayıt dışı pansiyonlara dönüşmüş. Sokaklar özellikle Suriyeli’lerden geçilmiyor. Kendi fırınlarını, bakkallarını, kahvehanelerini, berberlerini,  tatlıcılarını açmışlar. Kayıtsız, vergisiz işletmecilik yapıyorlar. Bu haksız rekabete dayanamayan yerel işletmeler, teker-teker kapanmış  ya da ‘’Suriyelilerin’’ eline geçmiş. PKK teröründen kaçıp gelen, bu bölgede işletmecilik yapan Kürt kökenli yurttaşlarımız bile bölgeden kaçıyor. Sokaklar, Birleşmiş  Milletler  koridorları gibi. Türkçe konuşana az rastlanıyor.

Bir an aklıma, Osmanlı’nın yükselme ve genişleme dönemlerinde uyguladığı,  işgal ettiği toprakları ‘’Osmanlı’laştırmak’’ için uyguladığı  zorunlu göç geldi.  Emperyalist  odaklar  ve iş birlikçilerinin, Suriye’ye insani yardım adı altında yaptıkları müdahalenin, benzer bir uygulama olabileceğini düşündüm.  Asıl hedefleri, ne Esad zulmü, ne de Şii-Sünni çelişkileri.  Atatürk’ün kurduğu  laik-demokratik Cumhuriyetin, ülkemizin belli yörelerindeki ‘’demografik’’ yapısını değiştirmek gibi görünüyor. Bu süreçte,  etnik ayrım  ve mezhep baskısı gördüğünü söyleyen  insanlar ise, maalesef ‘’konu mankeni.’’  Alet olduklarının farkında bile değiller.

Suriye krizinin başladığı ve şehre mülteci akının en yoğun yaşandığı dönemlerde, bölge halkı, ‘’İnsani’’ nedenlerle yardımcı olmaya çalışmışlar.  Esnaf;  bir kap aş, bir tas  su,  Allah ve verdiyse ikram etmiş. Hatta bir dönem Belediye bile, Hatuniye Parkında, ücretsiz yemek dağıtıyordu. Ama işin boyutları değişince, yerli halkla, mülteciler arasında ciddi bir kriz doğmuş. Direnebilen-direnmiş. Ama imkan bulan  çoğunluk bölgeyi terk etmeyi tercih etmiş.

Anladığım kadarıyla merkezi idarelerin umurunda değil bu tablo. Tam tersi, maddi yardım ve sosyal haklar vererek, teşvik ediyor  Suriye’lileri. Kayıt dışı ve vergisiz işletmelere de göz yumuyor. Asıl tehlike ise, önümüzdeki 5-10 yıl sonra bekliyor şehri.  8-10 çocuklu ailelerden oluşan ve çok üreyen bir toplum olan bu göçmenler, ileriki yıllarda beklenti ve talepleri artacak. Bulamayınca, yasadışı işlere bulaşacaklar.  Amerika’daki ‘’Çin’’ mahallesi gibi, bit ‘’Getto’’ oluşacak, şehrin göbeğinde.

Sözün özü, Devlet müdahalesi ve planlaması olmadan çözülemeyecek bir soruna dönüşmüş,  Göçmen meselesi. Beni en çok üzen tarafı ise,  İzmir’in tarihi bir semtinin değerlerinin, gözümüzün önünde yok oluşuna seyirci kalmamız.  Yazık...!

01/01/2018



Yazarın diğer yazıları

Köyden İnmeden - "Şehirli" Olmak (01/12/2017)